Pages

tarihi olaylar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tarihi olaylar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ekim 2013 Pazar

Redhack Kimdir ?


1997 de devrimci dayanisma icerisinde zorluklarla kuruldu. Ezilen halklarin dijital alandaki orgutlu sesi olarak bircok eyleme imza atti.

● Isbankasi'ndan, Garantibank'a, Hurriyet'ten Milliyet'e Televizyon kanallarindan, radyo istasyonlarina kadar bircok unlu sayfayi kirdi devrimci sloganlar yazdi, bircok veriyi "kamulastirdi", radyolarda izinsiz bir sekilde kendi yayinini yapti..

E-Devleti cokertti. Turkiyenin hemen, hemen tum valiliklerini, kaymakamliklarini belediyelerini ayni anda cokertti.. Bu olay kamuoyuna "Once tehdit ettiler sonra cokerttiler" diye maloldu.. Devrimcilerin sozlerinin eri oldugunu, birsey soyledilermi yapacaklarini dunyaya birdefa daha gosterdi..

28 Şubat 2012 Salı

Bunları Biliyor musun ?



* 1-Che Guevara, 1967 yılında Bolivya’da yakalanıp öldürüldüğünde sırt çantasından; “Atatürk’ün Büyük NUTKU’nun” çıktığını”

* 2- Fidel Castro nun:12 Mayıs 1961 tarihinde Havana'da görevli genç Türkiye diplomatı Bilal Şimşir'den ABD NİN BİLGİSİ OLMAMASI şartıyla "Atatürk'ün Büyük Nutuk Kitabını" istediğini... Ve: "Devrimci M.Kemal ATATÜRK varken, Türk gençleri neden kendilerine başka önder arıyorlar?" dediğini,

* 3- 1935'teki Uzun Yürüyüş öncesinde Şankay Meydanı'nda toplanan binlerce Çinliye seslenen Mao'nun ilk sözlerinin : "Ben, Çin'in Atatürk'üyüm. ."olduğunu,

* 4- Yunan başkomutanı Trikopis`in, hiçbir zorlama ve baskı olmadan her Cumhuriyet bayramında Atina'daki Türk büyükelçiliğine giderek, Atatürk`ün resminin önüne geçtiğini ve saygı duruşunda bulunduğunu,

5- 1938'de, General McArthur'un en zor, en problemli, en buhranlı döneminde,danışman, senatör ve bakanlarından oluşan yüz yirmiden fazla kişiye; "Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemal'i görmek için neler vermezdim" dediğini,

* 6- 1938'de Ata`nın ölümünde Tahran gazetesinde yayınlanan bir şiirde;"Allah bir ülkeye yardım etmek isterse, onun elinden tutmak isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir" denildiğini veee..

* 7- 2006'da ise AB Uyum yasaları gereğince devlet dairelerinden Atatürk resimlerinin kaldırılmasının istendiği
ni 

Eski İngiltere'de Acayip Olaylar !


[Tarih sıkıcıdır diyenler bir okuyuversin:)]

Eskiden İngiltere'de işler şöyle yapılıyordu:

İnsanların çoğu, haziranda evleniyordu Çünkü, senelik banyolarını Mayıs
ayında yapıyorlar; Haziranda henüz çok kötü kokmuyorlardı. Ama yine de
kokmaya başladıkları için, gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak
amacıyla, ellerinde bir buket çiçek taşıyordu.

*Banyolar, içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana
geliyordu.

Evin erkeği, temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti. Ondan sonra,
oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son
olarak da bebekler, aynı suda yıkanıyordu. Bu esnada, su o kadar kirli
hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü.
İngilizcedeki "Banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın"(Don't throw
the baby out with the bath water) deyimi, buradan gelmektedir.

Evlerin çatıları, üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor; kamışların
altında tahta bulunmuyordu.

Burası, hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğu için, bütün
kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar (fareler, böcekler) çatıda
yaşıyordu. Yağmur yağdığı zaman, çatı kayganlaşıyor ve bazen hayvanlar
kayarak çatıdan aşağı düşüyordu. İngilizcedeki "Kedi köpek yağıyor"(It's
raining cats and dogs) deyimi buradan gelmektedir.

Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu.
Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yatakların içine düşmesi, büyük bir
sıkıntı oluşturuyordu. Etrafında yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan
İngiliz usulü yataklar, buradan gelmektedir.

Zemin topraktı. Sadece zenginlerin zemini, topraktan başka bir şeyden
yapılmıştı.
"Toprak kadar fakir"(dirt poor)tabiri, buradan çıkmıştır. Zenginlerin
ahşaptan yapılmış zeminleri vardı. Bunlar, kışın ıslandığı zaman
kayganlaşıyordu. Bunu önlemek için, yere saman (thresh) seriyorlardı. Kış
boyunca saman sermeye devam ediliyordu. Bir zaman geliyordu ki kapı
açılınca, saman dışarıya taşıyordu. Buna mani olmak üzere,kapının altına
bir tahta parçası konuyordu ki bunun adı "threshold"(saman tutan; Türkçesi
"eşik") idi.

Yemek pişirme işlemi, her zaman ateşin üzerine asılı durumdaki büyük
bir kazanın içinde yapılıyordu. Her gün ateş yakılıyor ve kazana bir şeyler
ilave ediliyordu. Çoğu zaman sebze yeniyor; et pek bulunmuyordu.
Akşam yahni yenirse, artıklar kazanda bırakılıyor; geceboyunca soğuyan
yemek, ertesi gün tekrar ısıtılarak yenmeye devam ediliyordu. Bazen, bu
yahni çok uzun süre kazanda kalıyordu.

"Bezelye lapası sıcak, bezelye lapası soğuk, kazandaki bezelye lapası
dokuz günlük" (Peas porridge hot, peas porridge cold, peas porridge in the
pot nine days old) tekerlemesinin menşei budur. Bazen, domuz eti
buluyorlar; o zaman çok seviniyorlardı. Eve ziyaretçi gelirse, domuz
etlerini asarak onlara gösteriş yapıyorlardı. Birinin eve domuz eti
getirmesi, zenginlik işaretiydi. Bu etten küçük bir parça keserek
misafirleriyle oturup paylaşıyorlardı. Buna "yağ çiğnemek" (chew the fat)
adı veriliyordu.

Parası olanlar, kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabaklar
alabiliyordu. Asidi yüksek olan yiyecekler, kurşunu çözerek yemeğe
karışmasına sebep oluyor; böylece gıda zehirlenmelerine ve ölüme yol
açıyordu. Domatesler, buna sık sık sebep olduğu için, bundan sonraki
yaklaşık 400 yıl boyunca, domateslerin zehirli olduğu düşünülmüştü.

Çoğu insanın, kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabakları yoktu. Onun
yerine, tahta tabaklar kullanıyorlardı. Çoğu zaman bu tabaklar bayat
ekmekten yapılıyordu. Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki uzun zaman
kullanılabiliyordu. Bunlar, hiçbir zaman yıkanmadığı için, içinde kurtlar ve
küfler oluşuyordu. Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanların
ağızlarında, "tabak ağzı" (trench mouth)denen hastalık ortaya çıkıyordu.

Ekmek, itibara göre bölüşülüyordu. İşçiler, yanık olan alt kabuğu;
aile, orta kısmı, misafirler de üst kabuğu alırlardı.

Bira ve viski içmek için, kurşun kadehler kullanılıyordu. Bu bileşim,
insanları bazen birkaç gün şuursuz vaziyette tutabiliyordu. Yoldan
geçen insanlar, bunların öldüğünü sanıp defnetmek için hazırlık
yapıyorlardı. Bunlar, birkaç gün süreyle mutfak masasının üstüne
yatırılıyor; aile, etrafına toplanıp yiyip içerek uyanıp uyanmayacağına
bakıyordu. Buna, "uyanma" nöbeti deniyordu.

İngiltere, eski ve küçük bir yerdi; insanlar, ölülerini gömecek yer
bulamamaya başlamıştı. Bunun için, mezarları kazıp tabutları çıkarıyor;
kemikleri bir "kemik evi"ne götürüyor ve mezarı yeniden kullanıyorlardı.
Tabutlar açıldığında, her 25 tabutun birinde, iç tarafta kazıntı
izleri olduğu görüldü. Böylece, insanların diri diri gömüldükleri ortaya
çıktı. Buna çözüm olarak, cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi
tabuttan dışarıya taşıyarak bir çana dolamaya başladılar. Bir kişi, bütün
gece boyu mezarlıkta oturup zili dinlerdi. Buna, mezarlık nöbeti (graveyard
shift)denirdi. Bazıları, zil sayesinde kurtulmuş (saved by the bell);
bazıları da "ölü zilci" (dead ringer) olurdu.

Gerçekler bunlar. Kim demiş tarih sıkıcıdır diye :)

25 Şubat 2012 Cumartesi

Selahattin Eyyubi Türk mü Kürt mü?


Sabırla okumanızı tavsiye ettiğimiz güzel bir yazı...

"Tarihçilerin uzun zamandır tartıştıkları bir konudur Selahattin Eyyubi. Tartışma konusu Selahattin Eyyubi'nin kimliğidir. Türk müdür, Arap mıdır ya da Kürt müdür? Bu konuda çok araştırmalar yapılmıştır. Ancak yapılan bu araştırmalar çoğunlukla bilimsellikten uzak olmuştur. Çünkü araştırmacıların kafasında sonuç daha araştırma yapılmadan bellidir: Eyyubi, Kürttür ya da Araptır. Böyle bir sabit fikirden yola çıkınca, araştırmalar bilimsellikten çıkıyor, kabul edilen fikri destekleyecek belgeler bulma yoluna giriliyor. Bu yola bir kez girince, tarih içinde, verdiğiniz kararı destekleyecek belgeleri bulursunuz veya yaratırsınız. Ne yazık ki, baştan sonuca karar vererek araştırma yapmak ve yapılan araştırma sonunda da kabul edilen görüşü ispatlamak en çok tarih biliminde görülüyor.

Şimdi Selahattin Eyyubi'ye ve Eyyubi devletine çok uzatmadan kısaca ama hiçbir görüş sahibinin inkar edemeyeceği, artık tarih bilimi içerisinde tartışmasız kabul edilen gerçek verilerle bakalım.

Buna bakarken de, Eyyubilerin biraz öncesine de yine çok kısaca gitmemiz gerekecek. Selçuklu sultanının hizmetindeki bir Atabek'i olan Zengi, Basra Valisiyken Bağdat Halifesinin askerlerini yenerek tarihe geçmiştir. Zengi, Suriye'de ve Mezopotamya'da güçlü bir devlet kurar. 1144'te Haçlıların önemli bir kalesi olan Halep Kontluğunu ele geçirir. İki yıl sonra ölen Zengi'nin yerine oğlu Nurettin Zengi geçer. Aynı dönemde Mısır'da uzun süredir devam eden Fatımi Saltanatı zayıflamıştır ve Haçlıların tehdidi altındadır. Fatımi iktidarında olan başvezir Şevar, tehlike karşısında Nurettin Zengi'den yardım ister. Nurettin Zengi, Fatımi Halifesine yazdığı cevapta, yardıma Türkleri göndereceğini, onlara güvendiğini ve Frankların mızraklarına karşı koyabilecek yegane gücün Türklerin okları olacağını belirtmiştir. Nurettin Zengi'nin açıkça Türklerden teşekkül etmiş olduğunu belirttiği ordunun komutanı Şirkuk'tur ve yeğeni Selahattin Eyyubi de yanındadır. Uzun savaşlar sonucu Şevar ölür ve yerine Şirkuk geçer. Kısa bir süre sonra Şirkuk da ölünce yerine Selahattin Eyyubi geçer ve Mısır'da bir Eyyubi iktidarı başlamış olur.

Bu devlet için günlük hayatta "Devlet-ül Türk" deyimi kullanılır ki, bu belgelerle de sabittir. Yine dönemin tarihçilerinden İbn Attar, Fatımilerin sonunun Fatımi saltanatından Türklerin saltanatına geçiş olduğunu yazar. Yine 1182 yılında yazılmış olan ve Selahattin Eyyubi'nin başarılarını öven bir şiirde geçen "Türklerin saltanatı sayesinde Arapların saltanatının güçlü ve saygın bir hale geldiği" yazılır.

Bütün bu deliller ortadayken, son zamanlarda maksatlıca Eyyubilerin Kürt devleti olduğu iddia edilir. Gündemde olan "Hür Adam" filminde de konu ısıtılarak önümüze getirilir. Günlük hayatta, askerlikte, diplomaside, tarihte, sanat ve edebiyatta tüm belgelerde Türklük açık açık ve devamlı olarak kullanılacak ve Kürt olduğu iddia edilen Selahattin Eyyubi, bizzat sultan olduğu halde, Türklüğe hiçbir itiraz etmeyecektir. Acaba bu nasıl mümkündür? Yalnız bu kadar da değil. Üstelik devletin dili de Türkçedir ve Selahattin Eyyubi'nin çocuklarının isimleri de Türk isimleridir. Selahattin Eyyubi'den sonra iktidara gelen yeğeninin adı Salih'tir. Sultan Salih'in iktidar kavgası yaptığı kardeşinin adı da Adil'dir. Yine Eyyubilerden sonra kurulan Memluk Devleti içinde Türk sözcüğünün Arapça çoğulu "etrak" sözcüğü kullanılarak "Devlet-ül Etrak-Türklerin devleti" denilmiştir. Tarihe gerçek belgelerle bakıldığında görüleceği gibi hem Eyyubiler bir Kürt devleti değildir hem de Eyyubilerin ne öncesinde ne de sonrasında kurulmuş olan bir Kürt devleti vardır.

Eyyubilerin Kürt devleti, Selahattin Eyyubi'nin de Kürt olduğunu iddia edenlerdin bir başka iddiası daha vardır. O da şudur: "Kürtler devamlı ezilmekte ve ikinci sınıf vatandaş muamelesine tabi tutulmaktadır." Bunu söyleyenlere deseniz ki; "Nasıl olur? Kürtlerden Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakan, Genelkurmay Başkanı, General ve bürokrasinin her kademesinde her mevkiden insan vardır." Cevapları hemen hazırdır: "Evet vardır ama onlar asimile edilmiş Kürtlerdir. Yoksa o makama gelemezler." Hem bunu söyleyenlerden hem de Selahattin Eyyubi'nin Kürt olduğunu iddia edenlerden şu sorunun cevabını bekleyelim: Selahattin Eyyubi bizzat sultan olarak tüm gücüyle iktidardayken nasıl olacak da asimile edilecek, Kürt devletinin her kademesinde, konuşulan dilden orduya, bürokrasiden diplomasiye, tarihten sanata, her alanda Türkler ve Türklük egemen olacak? Böyle tersten bir asimilasyona tarih şahit olmuş mudur acaba? Mesela Nazi Almanyası döneminde ve Hitler o kadar güçlüyken, yakalandıkları an toplama kamplarına gönderilen Yahudiler böyle tersten asimilasyon yapıp Nazilere ve Hitler'e "Biz Yahudiyiz" dedirtebilirler miydi?

Neticede Devlet-ül Türk deyimi kullanılan Eyyubi saltanatının ne devleti olduğunu bu kadar tartışmak ne için yapılır? Zaten tartışılan cevap sorunun içindedir. Bugün Fransa Cumhuriyeti ne devletidir diye bir tartışma olabilir mi? Ya da Alman, İngiliz, İtalyan... vs. devletleri gibi. Zaten ne oldukları bellidir. Yukarıda belirttiğimiz tüm unsurları Türk ve Türklük olan Eyyubi saltanatı bir Türk devletidir ve Selahattin Eyyubi de bir Türk sultanıdır."